1960′lı yılların Amerikasında reklam sektöründe geçen olayları konu edinen ünlü ve ödüllü Mad Men dizisinde aklımda kalan en çarpıcı sahne şu idi: Başroldeki reklamcı karakter, asil hanımefendi karısı ve iki çocuğu ile çayırlık bir yamaçta kırmızı kareli bir örtünün üzerinde piknik yapmışlardır. Artık kalkacakları vakit, evin hanımı piknik örtüsünün üzerindeki çöpleri çayıra silkeler ve örtüyü toplayıp arabaya ilerler. Piknik yerlerini kirli kullanma alışkanlığı olan bir toplumda yaşadığımız halde bu sahne beni pek şaşırttı. Elbette diziye özellikle konmuş bir sahne idi. 1960′lı yıllarda çevre kirliliği bilinci yoktu ve pek nezih bir amerikan ailesi çöplerini ortalığa silkeleyebilirdi. Nitekim gittiğimiz okul pikniklerini filan hatırladım da biz de aynen öyle yapardık, o zamanlar poşet de yoktu, çöpleri poşete koymak da aklımıza gelmezdi. Çünkü gerçek şuydu ki: o zaman çevre bizim çöplerden kirlenmezdi. (atıkları tolere edebilecek bir temizlik döngüsü vardı, kirlenme doğanın buna gücü yetmediğinde başlıyor demek ki).
Bu çağrışım, geçenlerde kerpiç köy evlerinde evlere ayakkabı ile girildiğini hatırladığımda aklıma geldi. Çağrışımın çöplerle ve çevre ile ilgisi yok, sadece yaşamın belli koşullarda belli ayrıntıları içerdiği, daha sonra bu yaşam şekli değiştiğinde bu ayrıntıların da farklılaştığı ile ilgili.
Şu andaki çinko çatılı evlerin bizim köydeki üçüncü kuşak ev tipi olduğu kanısındayım. Ben küçükken tek katlı kerpiç evler vardı. Daha eski bir ev tipi daha olduğunu şuradan tahmin ediyorum: Haydarlı’nın çeşmesine yakın bir yerde çok yaşlı Haydar ve Medine diye bir karıkoca yaşardı, (hatta birinden birinin lakabı Keppe idi), onların evi adeta çatalhöyük, alacahöyük evlerini andıran şekilde (gitmedim oralara, belgesellerden gördüğüm kadarıyla benzetiyorum) mağarayı andıran bir tipte idi. Pencere bayağı yukarıda olduğu için mağaraya benzetmiş olabilirim.
Benim ikinci kuşak ev tipi dediğim, çinko kaplı evlerden bir önceki kerpiç damlı evlerde, ayakkabılar çıkarılmadan içeri girilirdi. Zaten evin içi de dışı da doğanın bir parçası idi. Evin içi tümüyle toprak zeminli olurdu. Bu evlerin girişinde “örtme” denen ince uzun hol, genelde sol tarafta “evlik” denen kocaman oda bulunurdu. Evlik evin esas yaşanılan odasıydı. Örtmenin sağ tarafında ise “oda” denilen daha küçük misafir odası bulunurdu. Bu odanın üç tarafı sedir denen tahta divanlarla çevrili olurdu. Örtmenin arka tarafından ise ahıra giden kapı yer alırdı. Doğal olarak da evin içinde ayakkabı çıkarılmazdı. Zaten ayakkabı dediğimiz de neydi ki, naylon kadın ayakkabıları, kara lastik denen erkek ayakkabıları, öncesinde de çarık giyerlermiş.
Bunu şundan yazıyorum: Bizim köylerde artık oldukça uzun zamandır yeni çinko kaplı evlerde dış kapıdan itibaren evin içi halı kilim serili olduğundan eve girerken ayakkabı çıkarılıyor. Benimse, köyümüzde ayakkabının çıkarılmadığı zamanların, ibrikle s harfi şeklinde sulandıktan sonra günde defalarca süprülen doğayla bütünleşmiş o toprak zeminli tertemiz evlerdeki hayatın unutulmasına içim razı gelmediğinden böyle bir not düşüyorum…
