Bizim köyde Hıdrellez geleneği yoktur, bilinmez. Aydek geçen gün, arkadaşlarından sorarak öğrendiği yöntemlere uygun olarak yeğenlerimizin 5 Mayıs gecesinde kağıtlara neyin resmini çizebileceğine dair yorum yapıyordu. Bilmediğim bir usulün içinde bunalınca çareyi konuyu kapatmakta buldum: “Bana ne kardeşim, ben ne anlarım Hıdrellez’den? Ben Çomçalı Gelin bilirim. Eğer kapıma gelirsen bulgurunu veririm”.
Çomçalı Gelin geleneğini de çok iyi bilmiyorum. Sanırım oldukça küçükken, normalde köyde olmamam gereken bir bahar ayında demek ki, yapıldığını hatırlıyorum. İnanılmaz, adeta grotesk (ne kelimeler de bilirim ben) bir tiyatro gösterisi gibiydi. Üç boyutlu.
Öncelikle çomça: tahtadan yapılan kocaman kepçe. Tahta kaşıklar gibi oval değildir, içi oyuk yarım küre biçimindedir.
Köyün kızları, bu çomçanın dışbükey yüzünü bir kafa gibi dışa çevirip, tülbentlerle vs. başörtüsü sarar, çomçayı bir oyuncak bebeğe benzetirler. Sonra da ellerinde çomçalı gelinleri ile kapı kapı doşalıp, yağ bulgur vs isterler. Halloween de biraz böyle bir şey aslında, tabii o sonbaharda.
Çomçalı gelinin bir de tekerleme şeklinde ezgisi olan türküsü vardır.
Babama-anneme, bizde niye hıdrellezin bilinmediğini sorduğumda, biraz düşünüp aslında çomçalı gelinin de aşağı yukarı hıdrellez tarihine denk geldiğini söylediler. Yine de çomçalı gelinin, yurdun her yöresinde farklı ritüellerle kutlanan hıdrellezin bir çeşitlemesi olduğunu sanmıyorum. Farklı bir mite dayalı olmalı.