Bizim köylüler yani bizler avşarlarız. Ben tabii etnik kısmıyla ilgilenmiyorum, kültürel yönüyle ilgileniyorum. Daha önce de belirttiğim gibi, olasılıkla önemli bir kısmı Orta Asya’dan gelen özgün bir kelime dağarcığı beni büyülüyor. Davranış, inanış, toplumsal kodlara ilişkin olarak halkbilimsel yönden şimdilik fazla bir belirleme yapamıyorum.
Bir de, Avşarlar üzerinden tarihe ilişkin bilgilerimizin zayıflığını görebiliyorum. Ben bu zayıflığı köyümüzün roma kalıntılarında da görmüştüm, köyümün türkmen insanlarının geçmişinde de görüyorum. Bir kaç yüzyıllık geçmişi biliyoruz tabii, ama öncesinde, asya-ortadoğu-anadolu coğrafyasındaki yüzlerce yıllık politik çalkalanma içinde neler yaşanmış, tam olarak hangi göç yolları izlenmiş, bunları merak ediyorum. Gerçi dar anlamda bizimkiler at üstünde koşturma işini bayağı ciddiye almış olmalılar ki, hangi çalkantılara karışırlarsa karışsınlar gelip buraya yerleşene kadar pek bir şeyi üstlerine alınmamış da olabilirler.
Bilinen şeyler ama özetleyebilirm: Avşar kelimesi, en eski kaynak olarak Kaşgarlı Mahmut’un Divan-ü Lügat-it Türk isimli sözlüğünde geçiyormuş. Burada, Oğuz efsanesinden bahisle Oğuz Kağan’ın iki grup çocuğundan bahsediliyor. Üçoklar, Bozoklar. Her grupta dörder oğul var, toplamda 24 Oğuz boyu. Avşar, efsaneye göre Bozoklardan Yıldızhan’ın oğlu olmuş oluyor. Kendine özgü damgası, totem hayvanları da var. Bunlar benim konum değil.
Bu ara, böyle yerel konular araştırdığımdan, bu konulara bir de dışardan bakmayı deniyorum. O yüzden bir de ingilizce arama yapmak istedim. Kaşgarlı Mahmut: Mahmud Kashkari’den yola çıkarak. Bu yıl, 2008, bininci doğum gününe denk geliyormuş. kasgarlimahmud.org sitesine pek güzel logolar koymuşlar. Bir tanesini buraya ekliyorum, eseri 1000 yıldır kalan ve varlığını sürdüren bir düşünüre saygıda kusur etmemek gerekir. (Resmin çağrıştırdığı tarzla ilgili çekincelerim var ama, bu çekinceyi aşmak için kendimi zorladım). Bu sitede, divan-ü lügat-it türk’ün son kopyasının nasıl 1900′larda bulunup da basıldığı heyecan ve coşkuyla anlatılıyor. Bu da benim hep merakımı çekmiştir. Aristo örneğin, MÖ 300′lerde yazmış, öğrencileri kopyalayarak nesilden nesile çoğaltmış ama bir eserin ne olursa olsun bu şekilde binlerce yıl sonrasına ulaşabilmesinin öyküsü de benim için ilgi çekici (aslında bayağı bir kafayı takmıştım bir ara).
İnternette bu konuların ne şekilde yer aldığına bakarken, bir kısmı da wikipedia olmak üzere Oğuzlarla ilgili maddelere denk geldim. (Bunlardan birinde oğuz yemeklerinden biri olarak “toyga”dan bahsediliyor. Biz ona “toga” der, “toğga” diye okuruz. Yoğurtlu, döğmeli süper ötesi, taptaze tarhanayı andıran bir çorbadır. İşte bu hoşuma gidiyor: Dediğim makalenin tamamı, orta asya civarlarındaki türkik kabileler dikkate alarak yazılmış, birazdan şikayet edeceğim gibi anadoludaki oğuz varlığı henüz ingilizce sitelere girememiş ama, işte babaannenizin yaptığı en sevdiğiniz çorbanın isminin geçtiğini görebiliyorsunuz. Hoşluk şu, toga-toğga çorbasının ismini ben şimdiye kadar bizim dışımızda bu memlekette kimsede de duymadım. “Toğga connection”. Abartıyorum belki ama bu durum bana ejderha akrabalarından haber alan Tehanuymuşum duygusu uyandırdı. Yok, abartmıyorum, duygularımı, garipliğimi, yalnızlığımı bu benzetme iyi anlatıyor. Çünkü bizim burada bir bakıma yüzümüz yaralı…).
Bu sitelerde avşar-afşar linkine tıklayınca karşıma sürekli iran afşarları çıkıyor. İranlılar, bilgilerini ve hatta kültürel ve ideolojik hegemonyalarını adeta empoze etmek için interneti ciddi bir şekilde kullanıyorlar gördüğüm kadarıyla. Yani artık Selçukluları dahi kendi tarihlerinin bir parçası olarak görüp -burası coğrafi yönden anlayışla karşılanabilir- bir de persleştiklerini de iddia ediyorlar wikipedia’nın seljuks maddesinde. Dehşetli tartışmalar yaşanıyor.
İran’da avşarlar var, evet, hala göçebelermiş hatta, zaten Nadir Şah’ın da orada 17.yy’da (?) egemenlik kurduğu avşarlara ilişkin tarihçenin en iyi bilinen yönlerinden biri ama, ingilizce sitelere bakınca avşarların sadece iran’da yaşadıkları düşünülebilir. Oysa, avşarlar tam tersine bugünkü Türkiye halkının da nüfus olarak önemli bileşenlerinden birini oluşturmuş. Muhtemelen nüfus olarak mutlak anlamda anadoludaki sayı irandakinden kalabalıktır. Tabii, burada sayılara girmek çok anlamlı değil, genel bir kültürel eklemlenme içinde kaynaşmışlar buralarda sonuçta, anadolu halkını oluşturmuşlar.
Bu yazıyı burada bırakıyorum, kültürel ve tarih araştırması çerçevesinin dışına çıkıp etnik bir kaygı içindeymişim gibi algılanma riskinden ciddi olarak rahatsızlık duyuyorum. Ama elbette, bazen bu konular üzerinden de devam edeceğim ileride.
