- Bugün gündüz aklıma bizim oralardan güzel bir deyim geldi, günlüğe de bunu yazmak için girdim, keşke ne olduğunu unutmasaydım…
- Köyümüzden olmasa da bizim memleket taraflarından havadisler çok oldu bu ay. 2 düğün, 1 cenaze ve bir de ayrıntılarını yazmasam daha iyi olacak, ingiliz usulü bir asaletle kapatmak için diyelim bir “adventure” havadisi geldi köyden. Cenaze çok yakınımız, ayrıntılarına girmeyeceğim yine.
- Dün işyerinde birileriyle ciddi bir şekilde mevzuat inceleyerek bir konuyu araştırırken, aklıma bir yöntem gelince yüksek sesle “ulaan, neden önce bu kanuna bakmadık ki?” demişim. Ne dediğimi farkedince utandım. Ama, rahmetli dedemin de bu kelimeyi bir hitap olarak değil de daha çok “vay canına, neden olmasın” tonlamalarıyla adeta bir “parlak fikir” efektiyle yanıp sönen ampul kıvamında kullandığını hatırlıyorum da esasen şimdi de bana yakışmıştır muhakkak.
- Sarız ilçemizin eski adı da (Köyyeri’nden önceki adı) sanırım “Coduzabala” imiş. İlginç, burada daha önce aktardığım yer adlarından biraz farklı bir ad. Bunlar belki sıfat niteliği de taşıyorlar, keşke biraz bu dillerden de anlasaymışım.
-Ben buraya rahat rahat canımızın içi köylerimizin, ilçelerimizin Roma-Bizans dönemi adlarını yazıyorum. Bu arada da biliyorsunuz Kayserililer belgesel için kaleye takılan Haçlı bayrağını indirmişler. Bunu başkaları da önerdi gerçi ama, hızlarını alamamışken şehirlerinin de adını değiştirselermiş.
-Bu arada da biliyorsunuz, bütün köylerimizin yerel ve gerçek isimleri adeta çılgınca bir hırsla değiştiriliyor. Bu konuda oksimoron sözcüğünü de kullanarak ilk entrilerimden birinde güzel bir espri de yapmıştım, bulun okuyun öneririm. Kastım daha antik roma isimleri değil, toplumun doğal gelişme süreci içinde elbette olur bunlar da, şimdi güzelim türkçe köy adları dahi değiştiriliyor. Annemlerin köyünün yeni adı :YEŞİLKENT. Neyse ki kazandıkları bir ödül var: ***En “bayağı” yenilenmiş köy adı*** yarışmasının birincisi oldular
. ÜSTELİK YEŞİL BİR YER BİLE DEĞİL! Ne desem bilmem ki…
-Acaba yer adlarından böyle bir komplekse kapılmak nasıl bir ideolojiyle açıklanabilir? Ben böyle körlükleri Marksist felsefe eksiğiyle açıklayabiliyorum. İnsanların her türlü ırk, cins, dil ve dinde eşit olduklarını kabul edip (bunun yukarıda anlattığım konuyla büyük ilgisi var, işgalci-soykırımcı olarak suçlanan kendi ulusuna da hakettiği sevgiyle sahip çıkmayı gerektirir ki bu kısmına yalızade paşazade ikinci cumhuriyetçilerimiz gelemediler), bununla birlikte, toplumların göçler, savaşlar, kavgalar yaşayarak oradan oraya sürüklendiklerini tarihin yansız bir gerçeği olarak gördükten sonra “herşey teferruattan ibarettir” gibi geliyor bana. Ben ne köyümün eski bir roma yerleşim yeri olmasını kompleks yaparım, ne de “vay buralara geldik sonradan yerleştik” diye bunalıma girerim.
-Bu kadar şikayetin üstüne şunu da belirteyim ki bizim köyün adını beğeniyorum, hiç bir şikayetim yok.
-Geçen hafta Batı Karadeniz tarafında bir yolculuk yaptık. Ne büyüleyici yeşillik, ormanlar. “Vay be bizim oralar da memleket mi?” diye evsahiplerine içten övgülerimi sıraladım. Bir yandan da, içimden bir ses beni çekiştiriyor “itiraf et, sen sizin oraların çakır dikenini, kayalarını, çalılarını, kevenlerini daha çok seviyorsun” diyordu.
-Google Earth’de bir şey arıyordum, Tahtalı dağlarının oralarda Mirza Ağa diye bir köy gördüm. O civarda daha önce hiç böyle bir köy adı duymadığımı düşünerek işime devam edecektim ki buranın bildiğimiz “İmirza” (son adı “ağa” sesi kıvamında uzatmak gerekiyor) köyü olduğunu farkettim. Pek hoş. Bizim orada bir “a daş alağı” köyü var dı ki ilk a hecesini yine uzun okumak gerekir, “ak taş alağı” anlamına gelirdi. Buranın adını da değiştirdiler mi bilmiyorum. Her iki köyü de görmedim. Gondor ile Rohan gibi, gitmiş kadar da duydum.
- Abim, yazarı takma isim kullanmış “Türkmen Aşiretleri” adlı bir kitap bulmuş getirdi. Orjinali de Türkçe ama arapça harflerle yazılmış, latince harflere ilk kez aktarılmış oluyor. Bu kitapta ilginç ve rahatsız edici şeyler vardı. İlginç olanları belki buraya da aktarırım.
-Herkesi saygıyla selamlarım.