Ben has ve öz bir Türkmen kültür güncesi tutmayı düşünürken altı üstü 4 günlük bir köy gezisinin sonunda kendimi Bizans tarih kitapları araştırırken bulmama neden olan olaylar şöyle bir seyir izledi:
1-Köyde geçirdiğimiz günlerden birini değerlendirmek için o civarlarda genç yeğenlerimize ilginç gelebilecek tek yer olan Şar köyde bulunan tarihi kalıntıları görmeye karar verdik. Bu, Tufanbeyli ilçesine doğru sapa ve tozlu köy yollarından bir kaç saatlik bir yolculuk demekti. Daha hemen köyün güneydoğu yönündeki, Teksöğüt’e doğru çıkışında, Çormuklu mevkiinde bulunan tarlamızı da görmek için biraz durduk. Babam tarlanın tam yerini hatırlayamadı. Biz bakınırken o civarlarda otlayan (eskiden yaylayan mı denirdi?) inek sürüsünün çobanı yaklaştı. Komşu köyümüz Molla Hüseyinler’li olduğunu söyleyen çoban, babamla bir süre sohbet etti ve sonra, bizim köylülerin civardaki hemen her tarlasını işaret ederek gösterdi. Bizim köylü birisi olsa bu zaten normaldi ama, başka köyden birinin hem insanları hem tarlaları bilmesi, daha doğrusu bu devirde hala bilebilmesi de bana eski yılları, civardaki hemen her köylünün diğer köylerdeki hemen her sülaleyi bildiği günleri hatırlatı ki belki de hala öyledir.
Çoban komşu köylümüz ile bu kısa karşılaşmada bana o an en çarpıcı gelen şuydu: Çocukluğumda o tarlayı gezdiğimi hatırlayarak babama rastgele; “Baba, sen buradan Roma yolu geçiyor demiştin değil mi, şurası mıydı?” diye sordum. Çoban atılarak “Evet evet, Roma yolu şurası, şimdiki yolun az ilerisinde kaldı” diye bana güzelce yolu tarif etti. Bizim oralarda tarihi eser ve kalıntılara karşı öyle bir “adeta görmeme” şeklinde körlük vardır ki (“gavurlardan kalma” denilir ve geçilir), oradan geçen bir Roma Yolunun hala biliniyor olması ve üstelik bunun, o yolun önemini ve kıymetini bilen kadim bir saygıyla söylenmesi, ve bu durumun sadece çoban komşuköylümüzün özel ilgisinden değil, yola karşı genel, herkesin gösterdiği saygıdan kaynaklandığını hissetmek beni şaşırttı.
<Buraya bir kaç gün içinde resim de koyacağım>
2- Molla Hüseyinler’de kısa bir mola verdikten sonra (bir zamanlar güzelliği dillere destan olan Yedibenli’nin evinde kısa bir ayran ikramı, gerçek adını buraya yazmayacağım, yine de belirtmeden geçemeyeceğim: son derece güçlü bir kişiliği olan etkileyici bir kadın, baba tarafından uzak bir akrabalığımız varmış) Şar’a geldik. Buraya ilk yolculuğumuzu pek gençken ve yürüyerek yapmıştık. Bizim için hiç unutulmaz bir anı olarak kalacak o, ayrıntılarını buraya yazmasam da. Ve, bizim yörenin keven kaplı, ağaçsız bozkırlarının, dikenli otlarla kaplı sarı tepelerinin arasından birden karşımıza çıkan bir Roma kilise kalıntısı ile karşılaşmanın çarpıcılığı da kalacak.
Bu kez elbette ne ile karşılacağımızı biliyorduk. Aslında bir çeşit tapınak olduğundan kuşkulandığımız -ki gerçekten de öyle olduğu anlaşılıyor- kilise binası, gerçekten de pek süslü, zarif olan Alakapı ve bir tarihi kalıntının ne kadar da zalimce kendi haline bırakılabileceğinin göstergesi olan tiyatro kalıntısı. Sonra, Tufanbeyli’ye çıkıp anayoldan köyümüze dönüş.
3- Köydeki üç beş günümüzün birinde de lojistik desteği ve rehberlik hizmetleri -bunun da ayrıntısına girmiyorum- Bozgüney köyünden yapılan bir Gümülek gezisine çıktık. Bozgüney de Tufanbeyli’nin bir köyü. Gerçek adı Kan (inceltme işareti ile okunuyor). Maden, define, ocak anlamında. Ve bu vesileyle belirtmek isterim ki: Hani oksimoron kitaplar vardır, yani kavram çelişkili olduğu için olması mümkün olmayan kitaplar: İngiliz Mutfağı ansiklopedisi, Kibar Almanca Kelimeler gibi. Bunlar gibi, “Hala Gerçek Adını Taşıyan Anadolu Köyleri” de olması mümkün olmayan kitaplar listesinde yer almalıdır.
Gümülek, ağır bir tempoyla yaklaşık 4 saatte çıkabildiğimiz dağın veya tepenin adıydı. Dağın tepesinde 2 Ziyaret Ağacı vardı. Kırmızı dilek ipleri bağlanıyordu. Bir de ayrıca üstüste taşlar dizerek dilekler dilenmişti. Bu da benim önceden görmediğim bir gelenek. Çok eski ve belki şamanik bir kökeni olduğunu düşündük.
Ve dağın tepesinde bir kale kalıntısı: Dağın eteklerinde yer alan Şar şehrinin gözetleme kalesiymiş. Muhtemelen kayıtlara geçmemiş bir kale olduğunu da değerli rehberimiz söyledi, bunu söylerken kıymeti bilinmeyen bir mücevherden bahseden bir kuyumcu imişçesine de kırgındı.

Arkası Yarın: Ve böylece “Yahu bu Şar ile ilgili ansiklopedi bilgiler ne imiş?” merakına kapılınır.

bende
çok resimler var
şarda
inceleyecek
kiişiler aranır