İngiliz coğrafyacı ve arkeolog, akademisyen Ramsay’ın, ”The Historical Geography of Asia Minor” adlı eseri 1890′da basılmış. Kitabın bir de baskısı bitmiş Türkçe çevirisi var: “Anadolu’nun Tarihi Coğrafyası” (Sir William M. Ramsay, Çeviren: Mihri Pektaş), İstanbul 1960.
Bu kitapları her iki dilde de okumadan, bilmem bu blogda daha ne kadar ukalalık yapılabilir. (İngilizcesi 25 pound=100 YTL, Türkçesi de bir sahafta 220 YTL, işyerime yakın olan Milli Kütüphanede bulup okuma seçeneğinin bedeli: paha biçilemez).
Ama ben zaten Ramsay’ı ve eserlerini aşağıya aktaracağım yazılardan öğrendiğim için gerekli referansımı o kaynaklara yapmam doğrusu olur. Dediğim gibi, saf saf ve lakayt bir şekilde Comana-Şar araştırıyorken bir makalede Karakilise ismine rastladım ve buranın bizim köy olabileceğini düşündüm.
Makale : Ahmet Ünal, Kizzuwatna ülkesinin başkenti ve kültür metropolü kummanni-comana cataonıae miydi? Tufanbeyli yakınlarındaki şarköy (şar) harabelerinin kizzuwatna açısından önemi
Sanırım aynı bilgiler şu eserde de bulunuyordur: A.Ünal – K.S.Girginer: Kilikya-Çukurova İlk Çağlardan Osmanlılar Dönemi’ne Kadar Kilikya’da Tarihi Coğrafya, Tarih ve Arkeoloji. Homer Yayınları, İstanbul 2007
(Aynı konuda daha fazla yazıyı Çukurova Üniversitesi Arkeoloji Bölümü web sayfalarında bulabilirsiniz).
Alıntı şu: (Alıntı’dan benim koyu renkle aktaracağım bölümler, anladığım kadarıyla Ramsay’ın kitabının Türkçe çevirisinden alıntı olarak eklenmiş):
“İki sıra Antitoros Dağının arasındaki dar bir vadide ve Seyhan’ın yukarı kollarından Göksu Irmağının suyu bol kollarından biri olan Sarız Irmağı (Fotoğraf 22) üzerinde yer alan eskiçağların kutsal kentlerinden biri olan bu Komana’ya, onu gene aynı ismi taşıyan ve harabeleri bugün Yeşilırmak vadisinde Gümenek’te yer alan Kapadokya Komana’sından ayırd edebilmek için Kataonya Komana’sı denmektedir. Strabo’ya göre, Kapadokya Komana’sını kuran, Kataonya Komana’sı halkı idi. Bugün yer üstünde duran ve gözle görülen kalıntıların hemen hepsi de Roma Devrinden kalmadır ve Sarız Irmağının her iki tarafında yer almaktadır. Komana ve dolayısıyla Kummanni’nin, Kayseri Develi’nin doğusunda başlayıp, Toros Dağları içinde Hanyeri – Gezbeli’de sona eren Hitit kaya kabartmalarıni izleyen ve Hanyeri’nden sonra kuzeydoğuya saparak Göksun ve Maraş üzerinden Kuzey Suriye ve Mezopotamya’ya ulaşan ticaret ve ulaşım açısından çok önemli bir yol üzerinde olması lazımdır. Ne var ki, Hanyeri (Gezbeli) ve Şar arasındaki arazinin böyle önemli bir yol için geçit verip vermediği henüz araştırılmış değildir ve böyle bir bağlantının bizzat arazi üzerinde yapılacak incelemelerle gerçekleştirilmesi gerekmektedir. Ramsay’e göre böyle bir bağlantı mümkündür:
“Caesareia 24 Zerezek 10 Zamanti Su 30 Kara Kilise.
Caesareia’dan Anti Toros’u geçen bugünkü yolların en mühimmi budur. Baştanbaşa araba ile gidilebilinecek bir haldedir. Kokussos yahut Komana’dan Caesareia’ya giden Roma yolunun da bu seyri takip etmiş olması muhtemeldir. Bundan maada takib edebileceği tek istikamet Mardinle Tomarza’dan geçen yoldur. Anti Toros’u muhtelif noktalardan aşmak kabil olduğu için yol burada ikiye ayrılır; güney yolu evvela Köseli’ye gelerek orada Ferak Din (Fıraktin), Argya Şehir vesaireden gelen bir yolla birleştikten sonra Gez Beli aşar, Rumlu’ya geçer, Keklik Oğlunun güneyinde Komana – Kokussos yoluyle birleşir; öteki yol, Zamanti Suyun üzerindeki Suwagen (???á????) den geçerek Anti Torosu ya Dedebel’den, ya Gökbel’den veya Kurubel’den aşarak Elimenli ve Komana’ya (Şahrderesi) iner.
Eski müverrihlerde Tomarza yoluna dair hiç bir şeye tesadüf etmedim; Asaraxa‘nın da Zerezek’te olduğu tebeyyün edince (senelerce evvel bundan bahseden zannederim Bellet olmuştu), Roma yolunun daha kuzeyden bir seyir takip ettiği anlaşılır. Yolun Zerezek’in doğusuna düşen kısmı Kulete’den geçer, son zamanlarda yapılan muhacir köyü yakınından Zamanti Suyu aşarak Tass’a, Anti Torosu da Kuruçay’dan aşarak Saros Nehri üzerindeki Kara Kilise’ye iner. Bundan sonra yol, Sebasteia, Ariarathia’dan gelip Kokussos veya Komana’ya giden yolla birleşir. Arabissos, Melitene ve Fırat’a giden bir yol daha vardır ki, Tovla, Çarşak ve Deli Kavak’tan geçerek Maragos ile Tanir (Tanadaris)’ dan iner. Karakilise ile Maragos arası 24 mil kadardır. Fakat bu yol arabalar için çok güçtür ve Roma yolu olarak kullanılmış olmasına imkan yoktur.”
Şunu da eklemeliyim; bu alıntıyı yaptığım makale, esas olarak Hitit Kizzuwatna ülkesini tanıtmayı amaçlayan bir makale. İşte ben de bir köşesinden, hatta yan dalından tutunup, Ramsay’a erişmiş oldum. Oradan da umarım ki bizim köye atlayacağım.
Şu an için ben, Ramsay’ın belirttiği karakilisenin bizim köy (ün eski hali diyeyim, bizim gerçekten de köyümüzün evveliyatı ile ruhen hiç bir ilgimiz yoktur, boş görüp yerleşmişiz ve öncesi de pek umurumuzda olmamış işte kaç kere diyeyim, esasen burası epeydir de kendi tarihi süreci içinde zaten sönüp gitmiş anlaşılan) olduğu kanısına varmış durumdayım:
1- Günlük girdimin ikincisinde köyün güneybatı tarafında, Şar-Comana istikametine giden şimdiki yolun paralelinde eski ve tozlu topraklı bir Roma Yolu’nun köylü halk arasında bütün coğrafi-tarihi ilgisizliğimize rağmen çok iyi bilindiğini belirtmiştim.
2- Köyümüzde kilise kalıntıları var (yani iyice ararsanız bulabilirsiniz, dışardan bakıp da bu bir zamanlar kerpiç, şimdi de çinko damlarla kaplı kahverengi yüzlü, kerpiçle kaplı zamanlarda adeta tarih öncesi hitit yıkıntılarını hatırlatan evlerin arasında buna kim ihtimal verir ki…)
3- Köy, tarihi olarak da yakın zamanlara kadar hemi de “büyük” karakilise olarak bilinirmiş. Zaten o civarda böyle bilinen kalıntılar filan olan başka köy de hiç yok.
4- Güzergah gayet uygun: Sebasteia: Sivas (Osmanlı döneminde bizim köyler Sivas vilayetine bağlıymış) , Ariarathia (Pınarbaşı), Kokussos (Göksun), Komana (artık onu da yazmayayım), Arabissos (Afşin), Melitene (Malatya). Maragos’u tespit edemedim. Bizim köy şimdi de bu güzergah üzerinde sayılır. (Şu an için karayolunun 1 km içerisinde kalmış durumdayız)
5-Sarus ırmağı üzerinde diyor. Bizim şimdiki köy merkezi Sarız suyuna yine 1 km kadar uzakta kalıyor doğrusu, ama yine de yakın sayılırız.
Bir sorun var: Saimbeyli civarında da Karakilise olarak adlandırılan yerler varmış. Bu da, aynı konuda çalışan bir akademisyen olan K. Serdar Girginer’in bir makalesinde şöyle geçiyor: ”Saimbeyli’nin güneybatısında yer alan Cumhurlu (Eski Gömülü) Köyü’nün 560 m. güneyindeki Erken Bizans Dönemine tarihlenen bu kiliseyi biz diğerleriyle karıştırılmaması için “Kara Kilise” olarak adlandırdık”. Bu bahsedilen yer, bizim köyün koşullarını taşımadığı için elemek zorundayım.
Sonuç: Yukarıdaki şartları taşıyan başka bir karakilise varsa şimdi karşıma çıksın, ya da ebediyen sussun. Bir itiraz yoksa, gariban köyümün evvelki tarihini bir İngiliz coğrafyacının eserinde buldum demektir.
Bu düşünce ve keşfetme silsilesinde katkısı olan herkese teşekkür ederim.
Arkası Yarın: Bu konu daha da derinleşip, karmaşık bir hal alabilir.